Pazar, Mayıs 12, 2024
Hayatının anlamının Anne olması
Cuma, Temmuz 07, 2023
Pesimist İlham
Vayyy be! Son yazımın üzerinden tamı tamına 5(beş) yıl geçmiş. Bu süre zarfında hayatımı gerçekten düzene koyduğum ve artık pesimist ilhamın içimden uçup gittiğini söyleyebilirim.
Burayı kim takip ediyordu, kimler yazılarımı, şiirlerimi okuyordu hiç bilmiyorum ama buraya yazdım ve artık ömrünün sonuna geldiği düşünülen twitter gibi burası da zaten ben bıraktığım yıllarda kendi kendine sona gelmişti.
Evet bu son yazım olsun, burada 5 yılda yaşadıklarımı anlatmaya kalksam ne kimse okur ne kimsenin umrunda olur bence. Hadi tschüss. Daha yazar mıyım, yazmaz mıyım hiç bilmiyorum. Babamın en çok kullandığı sözcükle bitiriyorum bakarız.
Cumartesi, Temmuz 07, 2018
Ağustos böceği misali...
Pazartesi, Ocak 29, 2018
Bir kaç şiir unutulmasın diye..
Eğer aşık olduğunu söylersen;
Sevgi biter dediler de..
İnanamadım.
Nasıl sürdürmeli dedim peki sevgiyi,
Anlatarak sürmezse nasıl anlaştırmalı?
Dediler gözlerine bak sadece,
Gözler her şeyi saklar sessizliğinde.
Ya ben bakarken o bakmazsa dedim,
Hiç ümit kalmamıştır o zaman dedin.
Eyvah dedim de duymadı kimse,
Düştüğüm ateşin içinde,
Feryattan öteydi çığlıklarım.
İmdat demeden kurtarılmak istedim de sessizce,
Kimseyi gözlerime baktıramadım.
28.01.2011
Gökyüzü yıldızlar kadar uzak,
Yalnızlık senin kadar ırak bana.
Hakettiğimi istediğimde Dünyadan,
Ağlatmadan anlat bana.
Bir yar sevmek istedim sadece,
Hayat, uzun bir yolculuk değilse,
Bir kişi;
Yalandan da olsa istemek isterse,
İstesin bırak ne isterse.
Şimdi yıldızlar kadar yakın bana ay,
Güneş kadar uzak ama sevgiler,
Bir de o beklediğim melek var tabi,
Hani Ankara ayazında,
Bursa'nın gecesinde üşümek gibi,
Seni beklemek,
Bazen özlemek.
Bir gün daha geçtiğinde hayatımdan,
Gecelere kavuşmak kadar uzak geldi bana sevgi.
Sevgiden de öte sevgili.
Elimi uzattım yakınımda sandığım aya da,
Yıldızlar müsade etmedi.
Çarşamba, Mart 15, 2017
Ebedi Sevginin Yönü
Yukarıdaki sözlerimden sen ne diyorsun ya, zalimi kafiri de sevmemiz mi lazım anlamı çıkabilir. Burada Yunus Emre'nin sözü devreye girip beni ve benim gibileri kurtarır.
Cumartesi, Şubat 18, 2017
Yağmur Hasreti
Özlemimle yaşar, gün geçtikçe kararırım şu çile mekanında; o sonsuz yaşamı beklerim. Hayatı biraz olsun çile olmaktan çıkaracak o ruhu, o anlayışı büyük bir sabırla bekledim. Ya çilemi arttırdı düşüncelerim, ya da beni benden aldı ruh ikizim olduğunu düşündüklerim. Anlayışlı olduğumu düşündüğümden, başkalarından da anlayış bekledim. Oysa gökyüzünden düşen bir yağmur damlasıydın sadece, ne kadar temizleyici olsan da, benim kalbimdeki karartıyı alıp temizlemeye yetemezdin. Belki de, tek bir yağmur damlası değil, yağmurun ta kendisiydin. Geldin ve bana şu yalancı dünyada yeşillik, canlılık verdin. Beni ben yaptın, benliğimden ettin.
Cumartesi, Ocak 28, 2017
Eski Yazı'nın tamamlanması - Blogger olmak üzerine..
Bundan yukarısını yıllar önce yazmıştım. Yarıda kalmış yazacaklarım. Pek değişen bir şey olmadı aslında. Hala aynı evlen artık söylemlerine devam. Hala aynı boşluk. Hala silip atmak istediklerim zihnimin bir köşesinde. Neyse ne...
Bu arada siyaset kumsalının kumlarına bir basıp çok sıcak diye geri dönmüşlüğüm de var. Bu yazımı burada sonlandırıp eskiden yazdığım gibi yazmaya çalışacağım diye söz vermişliğim çok. Bakalım verdiğim kararların peşinden ne olursa olsun gidebilecek miyim? Denemeler denemeler, belki de Ferhan Şensoy'un yazdığı gibi "Denememeler".
Çarşamba, Haziran 01, 2016
Adı Yerde Kalmayan Sevda
Adeta sonuna gelinmiş bir çay gibiydik. Tadını aldık, kaşığını çıkardığımız yerden bardağın içine geri koyduk. Başlangıçta gıpta edilesi bir güzelliğimiz vardı kan kırmızı, hatta tavşan kanıydık. Zaman geçtikçe azaldık soğuduk belki sona doğru bayatladık ama olsun, sonuçta değerimizi hissettirdik.
Belki yazılmadı tarihe adımız ama öyle hissettik ki duyguları derinden, bağımlısı olduk onca duygunun. "dünya" kelimesini küçük yazmayı öğrendik seninle. Varlığı anlamlandırdık. Ne saçmaladık, ne saçmalattık. Herkes gıpta ile baktı bize, çünkü sen, mutlu olmayı öğrenirken bende; ben değersiz kıldım bu dünyayı zihnimde. Diyojen misal "Bendemin bendesisin"(Esirimin esiri) diyebildim toprakların hükümdarına (Sezar'ın hakkı Sezar'a).
Ama bir yerde hata yaptık seninle işte o bitirdi bizi. "Biz" sandık ki, aynı duygular aynı düşünceler ilerletir sevgimizi, saygımızı. Oysa öyle değildi. Farklı düşünce olmazsa, mutluluk da anlamsız idi, varlık da gereksiz idi.
Ama kabul et çabaladım. Çabalamaktan öte sudan çıkmış bir balık gibi hayatı yeniden kazanabilmek için olanca gücümle çırpındım. Olmadı. Hani o şarkı sözlerindeki gibi oldu. "Olmuyoor olmuyor istesemde, kimse gelmiyor beklesem de.."
Şimdi bütün hayatını bir balina avlamaya adamış ama bir türlü başarıya ulaşamamış yaşlı bir balıkçı gibi hissediyorum. Oltayla köpek balığı avlasam bile hala o balina'nın peşinde koşuyor, onun için çabalıyorum. Sanki ruhsal dünyamı tamamlamış adımı "Mecnun" misali aşk tarihine yazdırmışım. Leyla'sı olmayan bir Mecnun. Aşkın gerçeğini bulmuş, tecrübeleri ayyuka ulaşmış bir ruhsal yaşlı adam.
En başında dedim ya, adı yerde kalmayan bir sevdaydık biz seninle gururlu ve çay misali soğuduk gittik öylece...
Pazar, Haziran 21, 2015
"Baba"
Bana kalırsa bu tip günler pek kutlanmak için değil. Şöyle düşünün özünde Hristiyan inancını benimsemiş biri size kadir geceniz mübarek olsun diye mesaj atsa veya genelde Hristiyan inancını benimsemiş kişiler yabancı olduğu için, "Qadr Night Mubarak" falan yazsa sizin de garibinize gitmez mi? Benim de aynen öyle garibime gidiyor aslında. Fakat bir yandan da diyorum ki, ben neden Babama, Anneme karşı duygularımı ifade eden şeyleri yapmıyorum o zaman? Sanırsam ilk iki paragrafı Babam'dan etkilenerek yazdım.
Bir babanın mütevaziliği bir yandan da içten içe ona benzemek duygusu doldu içime. Umursamaz gibi gözükürken, enaniyetimi kabartmamak adına "gereği yok, ben kimim ki" hâl dili. Bu dünyadaki beni benden fazla düşünen bu zamana kadar güçlü olmanın ne demek olduğunu, kendini hiç bir zaman büyük görmemen gerektiğini ve bu dünyada misafiriyetinin gerçekten az olduğunu bana gösteren insan. "BABA" dediğim ve bir sözcüğü büyük göstermek için kullandığım bir kelime. Çünkü bende büyüktür "BABA". Önemi "Anne" kadar çok anlaşılmasa da kıyas edilemez ikisi aslında. Hani çocukken sorarlardı ya "Baba'nı mı yoksa Anne'ni mi daha fazla seviyorsun?" diye. Seçim yapamazdık ya hani. İşte öyleydi bende hem Anne hem Baba. Benim için yaptıklarını gözden geçirmeye kalktığımda gözlerimdeki yaşları tutamıyorum nedense. Ama bu demektir ki, yarın öbür gün Allah nasip eder de biz de "Baba" olursak biz de böyle yapacağız, üzerimizde o kadar büyük bir yük var ki anlatılmaz, hoş anlatılmaya çalışılsa anlaşılamaz bile...
O yüzden şu an gözlerimden süzülen yaşların yaptıklarının bana bu zamana kadar kattıklarının zerresini dahi ödemeyeceğini bilerek "Teşekkürler" diyorum. "Allah ebeden ve tüm babalardan Razı olsun." Teşekkürler, bana bunca yıl öğrettiklerin, öğretmeye devam edeceklerin için.
Atalet-i Âli
Neyse gelelim neler olduğuna ve bu blogu nasıl günlük gibi kullandığım faslına devam etmeye...
Hayatımdaki en büyük değişiklik mekan ile ilgili oldu. Artık Bremende yaşıyorum ve en az bir sonraki senenin Mart ayına kadar burada ikamet edeceğim. Buraya niye geldim nasıl geldim bunların bir önemi yok diyerek rahmetli Kemal Sunal'a da değinmeden edemeyeceğim. :) Ama gerçekten bir önemi yok yani. Bir amaç uğrunda koşturuyorum fakat şöyle bir sıkıntı var ki o amaç uğrunda olduğumu söylemekten başka hiç bir şey yapmıyorum. Amacım "almanca öğrenmek" mesela ama dil öğrenmek için bu kadar yol gelmeye, yaşadığın yeri değiştirmeye, sevdiğin veya seveceğin insanları terk etme lüzumunu aklımda sorgularken geldiğim nokta pek iç açıcı olmuyor. Her an geri dönme arzusu ile yanıp tutuşurken bir yandan da hadi yaparsın sen diyerek kendime gaz veriyorum. Kitaplar okuyorum diziler seyrediyorum. Hayatımı dünyevi bir insan gibi geçiriyor, dünya denilen gereksizliği gerekliymiş gibi sayıyor, kısacası; ehl-i dünya oluyorum. Halbuki buraya gelmeden önce ne çok arzu etmiştim bunu.
Şimdi gelelim lisan öğrenmek ile ilgili sorunuma. Adeta bir atalet göstergesi bu bedenimde oluşan. Eğer bundan önceki yazılarımı okumuşsanız anlamışsınızdır ki, ben duygular içerisinde boğulmaktan korkmayan biriyim. Özümde korkağım, değersizim. Fakat görünüşte özel bir insanım. Yani adeta özel insan taklidi yapan biçareyim. Atalet göstergesi dedim ya çoğu insan için yabancı olduğundan biraz "atalet" kelimesini açayım sizlere. Aslında açayım derken kısa bir tanım yapacağım. Atalet, insanın hareketsiz durup hiç bir şey yapmaması ve adeta ne dünya ne ahiret için çalışmaya arzusu ve hedefi olmaması demek. En kısasından ağır tembellik. :) Buraya geldiğimden beri sözde planlı bir şekilde lisan çalışacağım ve her gün 10 kelime ezberleyeceğim fakat bu zamana kadar ezberlediğim kelime sayısı 500'ü geçmez ne yazıkki. Bir örnek vermek gerekirse(zum Beispiel) mesela kursum saat 13.00'da ve benim kursa gitmem gerek. Akşam saatimi sabah kalkar da biraz çalışırım diye saat 9.00'a kuruyorum. Ama o da ne, uyandığımda saat çoktan 12.45 olmuş bile üstelik saatin bunca ilerlemesine rağmen bir 5 dakika daha yatıp sonra saçlarımı yıkıyor ve kursa 5 dakika da olsa geç gidiyorum. Hedefim sözde "almanca öğrenmek" iken bu hedefe yönelik hiç bir şey (gar nichts) yapmıyorum. İşte benim gibilere atalet zindanından nasibini almış demeniz normal. Bazen yazarken yan taraftaki scrool(yazının aşağıya gitmesini sağlayan çubuk) aşağıya inince kendimi kötü hissediyorum. Sen niye gereksiz gereksiz insanların vaktini alıyorsun diye düşünüyorum. İşte bu an da o anlardan biri. En iyisi yazıyı bitireyim de pek vaktinizi almayayım ben.
Bir üst paragrafı okuyan çoğu kişinin "aynı ben" , "sanki beni anlatmış" diyerek tepki vermeyeceğini umarak. Bu yazıyı burada "nokta"lıyorum (.)
Cuma, Haziran 05, 2015
Bağlanmaktansa Ağlamak İsterim
Neyse gelelim blogu günlük gibi kullanmaya... :)
Farklı bir şey olmadı aslında bunca zaman yaşam denilen o karmaşık gözüken ama bir o kadar da basit şeyde. Sadece Almanya'ya taşındım dil öğrenmek için. Buralardayım bir kaç aydır. 4 ay kadar oldu sanırsam ve 4 ay içerisinde algı dilinde biraz ilerledim fakat konuşma hala pek ilerlemiş gibi gözükmüyor. Aslında biraz tembel olduğum kanısına vardım. Hoş eskiden 4 saat uyur rüyalarda dahi çalışırdım fakat Almancada pek böyle ilerlemiyor işler. Yine de hayırlısı demeden edemeyip çalışmak'a çalışmaya devam edeceğim. Her insan anadilini beğenir sanırsam ama ben Türkçeye saygı duymaya başladım. Bizim atalar işleri pek zorlaştırmamış gibi geliyor. :)
24 yaşıma geldim eski hedeflerim biraz bulanıklaştı şimdiden. Ama yeni bir cam alarak çözebilirim sanırsam bu bulanık hedefleri yeniden netleştirme işini. Madem bu kadar kolay niye yapmıyorsun diyebilirsiniz. İyi de kardeşim bu hedeflerden biri de bu yaşıma gelmeden önce gerçekleşeceklerdi onlar ne olacak. Belki de hayal kırıklığına uğramama sebebinden değiştirmiyorum gözlüklerin camını. Yo yo hayata AT gözlükleriyle bakmıyorum hayır. Benim gözlüklerim miyop. Yakını görebiliyor uzağı tahmin bile edemiyorum.
Yine bir şiirle noktalamak isterdim yazımı. Ya da niye istiyorsam yapmıyorum ki, buyrun...
Hedef sandım tüm yaşantımı,
Yanılmış mıydım oysa ki bilemem.
Hayatımdan geçen onca yılı,
Anlamış mıyım ki bilemem.
Belki anlamam mühim değildi.
Ya sizlere sorsaydım söyleyebilir miydiniz ki?
İçimdeki yaşlı adam 'ah be hayat geçtin gittin.' dedi.
Her şeye rağmen yaşamak isterim.
Ben bağlanmaktansa ağlamak isterim.
Cumartesi, Ocak 31, 2015
Hüzn'ü Zan
Rüyalarımda konuşmama ve beni hat safhada üzgünlük derecesine getirmeye sebep oldu. Fakat sonra huzuru yine ima edilerek dinlemediğim zannedilen sözlerde buldum. Allah(c.c.) zannı olanca şiddetiyle yasaklamış ve insanın içini acıtan bir misal ile tamamlamış ki, Yaratıcı'nın sözleri mutluluk ve yalanların dünyasında bir nebze olsun yüreğime huzur buldurdu.
"رَّضِيَ اللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ " (radıyallâhu anhum ve radû anh) (Allah onlardan razı ve onlar O’ndan (Allah’tan) razıdır.) olma şerefine erişebilme duasını sıklıkla tekrar ettim. Bunca zaman sonra imanî bir mevzuya değinme sebebime gelecek olursak, şu an bulunduğum yer itibari ile Allah(c.c.)'ın benim nazarıma sunduğu insanlara içten içe acıma ve kalbimi yangınlara sürüklemesinden sebeptir.
En başında da dediğim gibi, tavşan dağ hususu oluşmuş olsa dahi. Allah(c.c.) beni Rahman ism-i şerifiyle affetsin. Eğer öyle bir imaya sebep olabilecek davranışlarda bulunduysam dahi, yine suç benim üzerimdedir. Büyüklüğünden sual olunmayan Allah'tan af diliyor ve bu serzenişimin ince düşüncelerimden sebep olduğunu bilmenizi istiyorum.
Perşembe, Aralık 11, 2014
İsyan değil, benimki hüzün sadece
Yeni yine ve yeniden aşıkolduğumu sandığım demeçlerle şiirler sunduğum biri beni sebepsizce, gereksizce terk etti. Ben ona sen benim gönlümün sultanısın başımın tacısın derken, o ben bu kadar ilgiden bunaldım alışamadım diyerek uçup gitti tahtıyla beraber. Şimdi gecekondu misali gönül sarayımda hazinesi ejderha tarafından rehin alınmış cüceler gibi diyardan diyara gezesim gelir de sıcak yatağımı terkedemem. Sadece 300 kelimelik dağarcığımla bütün duygularımı anlatmaya çalıştıysam zahir, sonum böyle oldu a dostlar. Ömür bahçemde gözüm gibi baktığım bir gül daha kendini saldı kurudu gitti günler içinde.
Ne edebiyat yaptım be, bu bloga da hüzünlü olmayınca yazılmıyor ki arkadaş. Gerçi pardon, ben hüzünlü değilim, benim mizacım böyle. Hayat işte kimi peşinden koşar kimi koşturur peşinden. Saygılar ve dua temennileriyle... Allah karşınıza sevginin değerini bilenleri çıkartsın İnşallah.
Salı, Eylül 09, 2014
Gökkuşağı Misali
Kırmızı bir gelecek gördüm bu gece rüyamda, neden kırmızı bilmem. Ancak anladım ki, karamsarlıktan öteydi benim bundan önce yazdıklarım. Ben melankoliğim ne yapabilirim diye geçiştirdim ama bir yandan da düşünmüyor değildim. Bu ben miydim?
Mavi bir geçmişim var benim. Yeşil yanlış anlaşılmalarım var içinde.
Gökkuşağı misal bir hayatım var benim. Öyle bir ömrüm var ki ne beyaz ne siyah adeta koyu gri. Aynı mesleğim gibi her şeyden biraz var gibi. Boğuldum gittim devrik cümleler okyanusunda yine. Sanki edebiyatla bağdaşırmış gibi devrik olunca cümle.
Bir huzur sardı birden etrafımı gökyüzü mavisi. Süt kahvesi bir rahatlama oldu içimde. Sensiz ben renk olmamış gibiydim üstelik. Tam düşüncelerle huzura kavuşacakken karardı gökyüzü mavisi kopkoyu bir lacivert oldu zihnim. Kahverengi siyaha çaldı. Neler oluyordu yine mor bir mide bulantısı oldu içimde. Sonra anlamlandıramadığım bir toz pembe..
Kırmızi bir rûya gördüm dün gece, ömrümden ömür gitti anlamlandırabileyim diye. Halbuki hüznün rengi açık sarıdır bende. Ve turuncudur benim en güzel anılarım belki biraz hüzün biraz aşktır her yaşadığım. Belki de kırmızı onu ifade eden. Belki de onun sarısı da ben olurum bilmeden. Turuncu bir ömrümüz olur birlikte hem rûya hem sahiden...
Cumartesi, Eylül 06, 2014
Karmaşanın Bütününde Aşk
Evet, okuyucusuna aşık bir yazar karşınızda. Baktım kaderimde beni ben yapacak, benim de onunla ben olacağım kimse yok. Ben de blog'a sardım. :) Bekledikçe insanın küfredesi geliyor o ruh eşi dediğimiz ama aslına kimseye yakıştıramadığımız sıfata. Kelime kelime sövesim geliyor gelmiyorsan ebenin seni çıkarttığı yere geri dön diyesim geliyor. Sonra kafamı vuruyorum duvarlara düşününce... :/ Zaten gelse ne yapacağım ki, sizinle büyüdüm ben ya... Öyle bir noktaya odaklandım hep onu istedim. Sonra ufak bir konuşma geçti aramızda. Sonra uzun uzun konutştuk bana bir kaç konu danışmak istedi. Ve yıllar boyu odaklandığım noktanın, aslında gereksiz olduğunu düşündüm. Neyse... Galiba Murat Menteş okuya okuya böyle oldum ben. Azıcık şu kitapların dozunu azaltmam gerekse demek.
Hayatımda olanca şey varken, işyerinde Almanya vizemin basılı olduğu pasaportumu hasretle ve bir noktadan sonra ümitsizlikle beklerken. Aklıma gelen onca şeyi bloguma adeta bir barajın kapaklarını açıyor gibi bırakırken, bir gün sen geleceksin. Ama öyle bir anda gel ki, benim arayışlarım son bulsun artık. Ya da şöyle bak şimdi gelme, çünkü gelsen de hedeflerim doğrultusunda ilerleyip kalbimi sana bırakamam. Sen olamam şu an. Seni seninle yaşayamam. Bu çocuk ne saçmalıyor ya, bu değilmiş benim ruh eşim dersin. Ömrümü ömrüne adayabileceğim zaman seni her varlığın üzerinde tutup Nietzsche'nin üstinsan tanımının üpüstünde olacaksın benim için. Öyle büyülü olacaksın ki benim için adeta bir vefk(muska benzeri bir batıl inanç büyülü olduğu düşünülür.) gibi katlayıp boynuma asacağım seni. :)
Neyse bu yazı da öyle olsun ki özlediklerimin pek canı sıkılmasın. Özlediklerim derken evet evet, sizi kastediyorum. Aslında genelde arkadaş kitlemden oluşan okuyucularım. Biraz nihilist davranarak belki de ne siz ne de ben yokum diyerek sonlandırıyorum bu yazıyı. Hade Eyvallah...
Pazartesi, Ağustos 25, 2014
Dönüşüm muhteşem olmasa da...
Çok üzgünüm gerçekten çok üzgünüm. Seni uzun süre yalnız bıraktığım hayattan hep şikayet ettiğim. Edindiğim arkadaşlıkları devam ettirmediğim için çok pişmanım. Ama eğer bu arkadaşlıklarım dostluğa yakınlaşmış ise, meşhur sözlerde dediği gibi "Yıllar geçse de üstünden... Bu kalp seni unutur mu?" diyecektir. Lazanya, CYK, Leah ve adını sayamadığım bir sürü bloggerdaşım. Belki beni tanımayanlar hala yazmaya devam etmeyenler. Hepsi bir yerlerdeler hayatına devam ediyorlar belki.
İşte burada öyle oluyor ki, sen yazıyorsun ve okuduğundan emin olmuyorsun kimsenin. Sen yazmak istiyorsun ve amaann ne değişecek diyorsun. Ne ve ise soru bağlaç ilişkisinn birleşimi ile ortaya çıkan sozcük ile "neyse" diyip, yazıma ve bunca süre zarfında hayatımda olanlara bir göz atalım mı yoksa günah çıkartmaya benzeyen bir eda ile bu yazıyı özür dileyerek bitirmeli miyim dilemmasındayım.(dilemma: ikilem anlamına gelen sözcük. bkz. Murat Menteş-Dublörün Dilemması) :)
Yazmadığım süre boyunca 3 Ekim 2013 tarihinden bahsediyorum. Binlerce hedef koydum kendime ve yıktım. :) Belki bir googol kadar düşünce oluşturdum kafamda. Şanssızlıklarım bundan milyonlarca kat fazla olabilir. :D Ama tabiki de hayat devam ediyor. Bir kaç önemli hedef ve hayale değinmem gerekirse, birincisi Almanya'da master yapma hedefim var ve gerçekleştirmeye 1 sene kadar yakınım. Bunun için önce master programlarına başvurdum ama yarı dönemde başvurduğum için hepsi dil öğren de gel dediler. Ben de bu sebepten arkadaşım Henning Bohlius(kendisi ari-Alman'dır.) tarafından bir kursa kayıt ettirildim ve bu özel kurs aracılığı ile bir hafta içerisinde Almanya'ya gideceğim. Tabi yine şanssızlığıma yenik düşmez isem. Sonra iki ayrı firmada çalıştım birisi eğitim danışmanlığı yapan bir firmaydı ve sadece 1 ay çalıştım ikincisi elektrik bağlantı elemanları yapan bir atölye hala çalışıyor gibiyim. Sanırım pasaportum gelene kadar çalışacağım.
Bu arada Alman konsolosluğuna gittim lanet Suriyeliler oradaydı. Bilmeyenler için söyleyeyim Halep'teki Alman Başkonsolosluğu İstanbul'a taşındı çünkü Halep IŞİD Terör Örgütünün elinde. Neyse işte sırf onlar yüzünden randevumu ertelediler falan sonra söyledikleri gün gidip işimi hallettim ki tabi kabul olmadı bana bloke hesap açın dediler 5 günde iş bankasından hallettim geçen salı günü evraklarımı teslim ettim ve hala vizemin gelmesini bekliyorum. Umarım bu hafta içinde gelir de ben de kursa gecikmeli de olsa başlarım.
Hee bu arada blogu açmama sebep olan O Kız ile barıştık. Artık psikoloji mezunu bir dostum var. Ve bir konuda anlaştık ki o da artık yardım etmek istediklerime aşık olmayacağım. :) Belki o da okuyucularımdan biri olur. Öyle işte..
Hep bunu yazıyorum ama bu sefer yazmayacağım. Belki de bu sefer Almanca yazsam daha iyi. Ich glaube, ich ließe meine Blogzeite. Jetzt werde ich versuchen, zu schreiben. Ich weis es nicht ist das richtig oder falsch. Wir gesehen. :)
Bir şiirle bu yazıma son vereyim.
Bir hataydı belki de yaşamak,
Arzum dahilinde olmasa da,
Ölüme adım yazıldığı zaman,
Aşk benimle olmasa da..
Hayatımı alt üst eden bir yaşam,
Bir de öylesine sade bir geçmiş,
Ümitsiz bir adam gibi,
Ölümü bekliyor sadece ve sessiz.
Özlem ve hasret iki ayrı sözcük,
Oysa bir mi ikisi de?
Bence hasretin verdiği etkiyi,
Özlem veremez kimseye..
Perşembe, Ekim 03, 2013
Baht mı?
Çok sevdiklerim birer birer papatya yaprağı misali koptular gövdeden. Ortada bir ben kaldım. Yalnız mıyım, asla. Hiç bir zaman vazgeçmiyorum bu hayat denen canavarla boğuşmaktan. Hani kahraman filmlerinde olur ya kahraman yere düştükten sonra öyle bir hamle yapar ki, biraz hırpalanmış olmanın hatta ölümün eşiğine gelmenin verdiği gazla, o hamlelerden yapıyorum işte. Yaşıyorum ya, o yeter de artar be.
Bir takım pürüzler üzmeye yetmiyor beni. Yanlışlıklarla dolu geçmişim hatrımdan uçup gidiyor. Açtığım tertemiz sayfalar tükeniyor artık ama daha önce de dediğim gibi pes yazmıyor hiç bir sayfada. Doluyor kirleniyor. En sonunda yine hayat devam ediyor.
İş arıyorum, bulamıyorum. Bisiklete biniyorum takla atıyorum. Eski şanssızlığım peşimde yine. Bir yandan öyle şans gerektiren şeyler oluyor ki şaşıyorum.
2 Ekim'de diplomamı almak için ünidostlarım(Kaptan ve Arif-i Araf) ile birlikte Sakarya'ya gittik. Kampüse öğrenci işlerine gittik ve henüz kararlarınız gelmedi gelmesi hafta sonunu bulur siz diplomayı ancak bayram sonu alırsınız dediler. Bölüme doğru gittik ve Arif-i Araf, ya bi Orhan Hocaya(Bölüm Başkanımız) sorsak mı şu işi dedi belki bir yolu vardır. Benim de aklıma Rıza Hoca'ya sormak geldi, hani kararlarımız çıktıysa, elden öğrenci işlerine götürebilir miyiz, diye. Nitekim sorduk. Fakülte sekreterine yönlendirdi sağolsun, belgelerimizi aldık alelacele öğrenci işlerine götürdük ve bir gün içerisinde mezun olmuştur yazımızı aldık. :) Nasip tabi, biraz da şansımız yaver gitti ve işleri halletmiş olduk.
Yani böyle şeyler de oluyor ama %80 hep bahtsızlık. Hayırlısı diyor, geçiyoruz. Bir kurtuluş sözcüğü olarak, demli bir çay misali, Hayırlısı...
Öbür taraftan Mr. Yıldırım ile sürdürmeye çabaladığımız iş rayına oturuyor gibi. Bayramdan sonra eğer olursa, yatırımcımızı bulup iş kurma yolunda emin adımlarla ilerleyeceğiz. İşte hep dediğim gibi Hayırlısı. ;)
Tschau...
Çarşamba, Eylül 04, 2013
Aşk ve Hayat Muhakemesi
Zamanında yanlış anlaşılmaktan çok çektin, o kadar uğraştın ki daha sonra asıl anlatmak istediğin şeyi anlatmak için yani anlaşılabilmek için, Dünya'nın sahibiyle pazarlık yapsan onca zaman, üstüne para bile alabilirdin. Öyle yıktı ki bazı senden uzaklaşmalar kalbinin üstüne basıp geçmeler seni. Sen güçlü olduğunu bilerek kalkmaktan vazgeçmedin. Şimdi pestilin çıkmış bir halde de olsan artık böyle şeyler başını bile eğmiyor aşağıya. Üzüntüden nasibini alman seni tecrübeli yapmıyor tabiki ama artık tecrübe kapısını açıp içeri girdin bence. Sen öylesine yalnız öylesine ümitsizken yazabildiğini unutmuşsun galiba.
Şimdilerde iş arıyorum, herhangi bir iş, beni mutlu etmesine gerek yok çünkü artık tecrübelendim dedim ya, ben bir şekilde mutlu olacağım. Öyle bir CV hazırladım ki gören korkuyor zannımca ama ben bunları biliyorum. Neden bildiğimi inkar edeyim ki. Neyse yakın bir zamanda iş bulabileceğimi ümit ediyorum. Kız arkadaşım bir kaç gün içinde eski kız arkadaşım olmayı başardı. Ben ne mi yapıyorum, susuyorum. Sessiz cevaplar veriyorum aslında ona, anlasa da anlamasa da. İşte buraya döküyorum hislerimi bazen bulduğum küçük bir kağıda. Kafama koyduğum işleri yapmak için çaba sarfediyorum. Ve bir gün o işlerin tamamını yola koyduğumda, O aradığım aşk'ı bulabileceğimi biliyor. Emin adımlarla ilerliyorum. Hayat savaşında ister dostum ister düşmanım olun sizi layıkıyla karşılayacağımdan emin olun. Hoşça Kalın...
Çarşamba, Ağustos 14, 2013
Bir Soru ve Geri Dönüş
Bir yere gidiyoruz mesela, hep ufak ayrıntılara takılıyoruz. Sevgimizin büyüklüğü yenemiyor takıldığımızın ayrıntısını, bana üç koca yıl gibi gelen üç gün neler döndüğünü neden öyle olduğunu anlamaya anlaşmaya çalışıyoruz. Bilemiyorum. Uzun süredir buraya yazmıyorum çünkü mutlu olduğumu sandığım dönemlerden koca bir dönem geçirdim. Artık benden kurtulduğunuzu düşünmeye başladığınızı sanıyorum ki hayır, benden kurtulamayacaksınız.
Her şeyi doğru yapabilseydim, haşa neden Peygamber ya da alim olmayayım ki, müridlerim olurdu peşimde. Biz de insanız, hata yapıyoruz, yaptığımız hataların yüzümüze vurulmasını istiyoruz ki o hatalara bir daha düşmeyelim. Ya da çok büyük hatalar ise yüzümüze vurulmasındansa uygun bir dille anlatılmasını bekliyoruz. Ama karşımızdaki insan içine atıp, yaptığım o hatayı kendimin bulmasını bekleyince sorunlar büyüyor büyüyor büyüyorrr ve Everest tepesini aşıyor dünya denilen şu gezegen üzerinde. Tabi kerim'in ruhu bunu kaldırabilecek düzeyde mi, kaldırıyor. Her şeye rağmen düzelmesini doğruların peşinden gitmeyi umut ediyor.
Şimdi size soruyorum, hayaller mi? Yoksa sevgili olduğunuzu ve mutlu olabileceğinizi bildiğiniz birini gelecek hayallerinizin arasına koymak mı? 2.durumda hayallerden bazıları iptal edilmek durumunda kalacak. Siz bu soruyu cevaplarken muhtemelen ben çoktan cevabını vermiş olacağım ama siz yine de cevaplayın.
Daha sık yazmaya çalışacağım, umarım hayatımda böyle pürüzler çıkar da buraya daha çok yazarım.
Cumartesi, Haziran 22, 2013
Bu da Mezuniyet Yazısı
Bu yazı hem şu anki durumumla ilgili bir rapor yerine geçsin, hem de işte başlıktan da anlaşılacağı üzere bir lisans programının daha sonuna gelme şerefine olsun diye düşündüm ve başladım yazmaya.
Ne zaman buraya bir şeyler yazma ihtiyacı duysam hep melankolik buruk aşık halde yazıyor hep bir buruklukla sizlere hitap ediyor karmaşayı daha da karmaşıklaştırıyorum. Bir gün önce mezuniyet töreni denilen aileler için yorgunluk bizim için stadta yarım tur yürümeden ibaret olan kep atmak ve fotoğraf çekinmekle geçen bir gün geçirdim. Törene gittim ama can dostum olarak bildiğim bir arkadaşımın da dediği gibi mezun olmayan adamın mezuniyette ne işi var havasından çoktan geçmiştim. Yapmam gereken toplamda 40 iş günü stajım var ve bu stajlar ile birlikte okulumu tamamlamış. Endüstri Mühendisi diplomamı alıp ülkedeki milyonlarca işsizin arasına katılmış olacağım. :)
Buraya yazdığım her şeyi okuyan ebeveynlerime söylüyorum, bundan sonra yazacağım kelimeleri görmezden gelin çünkü bu prosedür böyle işliyor yani yüzüme vurmayın yazdıklarımı.
Bir kız arkadaşım var, şu an için gayet mutlu ve gelecek için umutluyuz. Arada buluşup bir yerlere gidip eğleniyoruz. O yüzden de üzülecek sıkıntıya girecek bir hal alamayınca yazmıyordum da buralara. Bir kaç kelime ile buradaki raporun sonunu getireyim fazla dikkat çekmesin, nazar değmesin.
Bir gün önceki Mezuniyet törenine gelirsek. Başımıza taktığımız dikdörtgen ve kafamıza geçirmek için oluşan bir silindirden oluşan adına kep denilen cisme pek anlam veremedim, her fırsatta bu ne abi diye şaşkınlığımı ve merakımı dile getirmekten geri kalmadım. :) İçinde bulunduğum SAİTEM Alternatif Enerjili arabalar oluşturmakla uğraşan ve bunu başarıyla yapan kısaca Ekip ile birlikte en önde yürümemiz bana gurur verdi. Daha sonrası bütün okul birincilerini ve konuşmalarını dinlemekle geçti. Bir amcamız(dedemiz mi deseydim bilemedim.) 65 yaşında bizimle birlikte 4. üniversite diplomasını almış, onu dinledik falan, anlayacağınız hep konuşma. Bir sürü kişi ailesiyle birlikte törenden ayrıldı. Biz, kep atma denilen 5 saniyede kep değiştirme olarak sonuçlanan şeyi yaptık. Kimin kepini kaptım bilmiyorum ama benim kep gitti bir yerlere.. Ben de başkasının kepini aldım, helal etsin. O da başka kep almıştır belki. Akşam yemeğini Sakarya'da yiyip gece geri döndük.
Şimdilik bu kadar, yazı uzun olunca da beni sıkıntı basıyor nasıl okuyacaksınız diye. Yazarım yine, bu sefer hep mutlu güzel şeyler yazarım Allah'ın da izniyle(Biiznillah)... Hadi Eyvallah.

.jpeg)











